Kaliber: Su tüketim alışkanlıkları değişmeli

Altınbaş Üniversitesi Enerji ve Çevre Araştırmaları Merkezi’nden Esra Kaliber, su ayak izini küçültmek için tüketim alışkanlıklarını değiştirmek gerektiğini söyledi.

22 Mart 2021 Pazartesi 14:26

Enerji Günlüğü - Altınbaş Üniversitesi Enerji ve Çevre Araştırmaları Merkezi’nden Esra Kaliber, su ayak izini küçültmek için tüketim alışkanlıklarını değiştirmek gerektiğini söyledi.

Altınbaş Üniversitesi Enerji ve Çevre Araştırmaları Merkezi’nden Esra Kaliber, 22 Mart Dünya Su Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, su ayak izini küçültmek için tüketim alışkanlıklarını değiştirmek gerektiğine vurgu yaptı. Kaliber, “İhtiyacımızdan fazlasını satın almamamız, gıda israfına son vermemiz, enerji tasarrufu yapmamız ve internette çeşitli yerlerde bulunan su ayak izi hesaplama araçlarıyla tüketimimizi hesaplayarak fazla çıkan maddeleri gözden geçirmemiz gerekiyor. Yarın değil, hemen bugünden başlayarak” ifadelerini kullandı.

“SU AYAK İZİNİ KÜÇÜLTMEK BÜYÜK BİR GEREKLİLİK”

Kaliber, hijyen ihtiyacının arttığı pandemi döneminin de eklenmesiyle ne kadar suyumuzun kaldığı, ne kadar tükettiğimiz ve kuraklığı önlemek için neler yapabileceğimiz sorularının tartışılmaya başlandığına dikkat çekti. Dünyada günlük su tüketim ortalamasının 3.800 litreyi bulduğunu ve bu rakamın su ayak izi olarak adlandırıldığını belirten Kaliber, birey olarak su ayak izini küçültmenin büyük bir gereklilik olduğunu vurguladı. Türkiye’nin yıllık 112 milyar metreküp kullanılabilir su potansiyeli olduğunun tahmin edildiğini de ifade etti.  

Kaliber, su ayak izini küçültmek için yapılabilecekleri şöyle sıraladı: 

“Su sızdıran tesisatları onarmak, su tasarrufu sağlayan tesisat ve aparatlar kullanmak, daha kısa süre duş almak, su tüketen makinelerimizi verimli kullanmak, arabamızı sık sık yıkamamak gibi doğrudan su tüketimimizi azaltacak önlemler sayılabilir. Ancak daha büyük bir kalem olan dolaylı tüketimi azaltmak için genel tüketimimizi azaltmamız gerekiyor. Üretim, işleme, nakliye gibi süreçler hesaba katıldığında bir dilim ekmek için ortalama 40 litre su, bir tavuk için 4000 litre, bir biftek için 7000 litre, bir fincan kahve için 128 litre, bir plastik şişe için 7.5 litre, bir hamburger için 2400 litre, bir tişört için 2700 litre, bir kot pantolon için 7600 litre su harcanıyor. Elektrik üretmek ve petrolü işlemek için de su tüketmek gerekiyor.”

Kaynak: https://www.enerjigunlugu.net/kaliber-su-tuketim-aliskanliklari-degismeli-41978h.htm


"700 milyon insanın su kıtlığı nedeniyle göç etmesi bekleniyor"

Sınırlı olan su kaynaklarının doğru kullanılmadığında önümüzdeki dönemde ciddi su sıkıntıları yaşanacağının yapılan araştırmalarla ortaya konulduğunu söyleyen Esra Kaliber, "Küresel Su Enstitüsü’nün tahminine göre 2030’a dek 700 milyon insanın su kıtlığı nedeniyle göç etmesi bekleniyor" dedi.

Dünya Ekonomik Forumu'nun 2019 raporunda, küresel ölçekte en büyük riskin su kıtlığı olduğunun belirten Altınbaş Üniversitesi Enerji ve Çevre Araştırmaları Merkezi’nden Esra Kaliber, "Bilim insanlarının çalışmalarına göre dünyayı kaplayan 1.4 milyar kilometreküp suyun yalnızca 200 bin kilometreküpü yani 1/5’inden azı insanların kullanımına uygun. Bu miktarın sadece yüzde 0.014’ü temiz ve kolaylıkla ulaşılabilir durumda. Yer üstü (nehirler, göller gibi) sularının ve yeraltı sularının halihazırda 5 trilyon metreküpünü kullanıyoruz. Türkiye’nin ise yıllık 112 milyar metreküp kullanılabilir su potansiyeli olduğu tahmin ediliyor. Dünya çapında 2.2 milyar insanın içme suyuna sürekli erişiminin bulunmadığını, 3 milyar insan evinde elini yıkamak için alt yapıya sahip değil. 4.2 milyar insan su olmaması gibi nedenlerle sıhhi koşullardan uzak yaşıyor. Mevcut durumun daha da kötüleşeceği öngörüldüğünden Küresel Su Enstitüsü’nün tahminine göre 2030’a dek 700 milyon insanın su kıtlığı nedeniyle göç etmesi bekleniyor" ifadelerini kullandı.

"SU AYAK İZİMİZ 3 BİN 800 LİTRE"

Su kaynakları bu kadar değerliyken bireysel olarak her insanın yapabileceği önemli tutum ve davranışlar olduğunu vurgulayan Esra Kaliber, sözlerine şöyle devam etti:

"Dünya Sağlık Örgütü’ne göre bir insanın yaşamını sürdürmesi için içme suyu olarak ve kişisel temizlik için günde toplam 50 litre suya ihtiyacı var. Elbette bundan çok daha fazlasını kullanıyoruz. Üstelik tüketimimizde en büyük kalemi oluşturan dolaylı su tüketimini doğrudan tüketime ekleyince dünyada günlük su tüketim ortalaması 3 bin 800 litreyi buluyor. Bu rakam, su ayak izi olarak adlandırılıyor" şeklinde konuştu.

"ELEKTRİK ÜRETİMİ VE PETROL İÇİN DE SU TÜKETMEK GEREKİYOR"

Birey olarak su ayak izini küçültmenin büyük bir gereklilik olduğunu belirten Kaliber, Su ayak izini küçültmek için yapılabilecekleri şöyle sıraladı:

"Su sızdıran tesisatları onarmak, su tasarrufu sağlayan tesisat ve aparatlar kullanmak, daha kısa süre duş almak, su tüketen makinelerimizi verimli kullanmak, arabamızı sık sık yıkamamak gibi doğrudan su tüketimimizi azaltacak önlemler sayılabilir. Ancak daha büyük bir kalem olan dolaylı tüketimi azaltmak için genel tüketimimizi azaltmamız gerekiyor. Üretim, işleme, nakliye gibi süreçler hesaba katıldığında bir dilim ekmek için ortalama 40 litre su, bir tavuk için 4 bin litre, bir biftek için 7 bin litre, bir fincan kahve için 128 litre, bir plastik şişe için 7.5 litre, bir hamburger için 2 bin 400 litre, bir tişört için 2 bin 700 litre, bir kot pantolon için 7 bin 600 litre su harcanıyor. Elektrik üretmek ve petrolü işlemek için de su tüketmek gerekiyor”

Tüm bu veriler ışığında su ayak izini küçültmek için tüketim alışkanlıklarını değiştirmek gerektiğine vurgu yapan Esra Kaliber “İhtiyacımızdan fazlasını satın almamamız, gıda israfına son vermemiz, enerji tasarrufu yapmamız ve internette çeşitli yerlerde bulunan su ayak izi hesaplama araçlarıyla tüketimimizi hesaplayarak fazla çıkan maddeleri gözden geçirmemiz gerekiyor. Yarın değil, hemen bugünden başlayarak” ifadelerini kullandı.

Kaynak: https://www.dha.com.tr/istanbul/700-milyon-insanin-su-kitligi-nedeniyle-goc-etmesi-bekleniyor/haber-1817216


22 Nisan Dünya Günü ve İklim İçin Liderler Zirvesi

1970 yılından bu yana kutlanan 22 Nisan Dünya Günü, yeryüzünün güzelliğini vurgulayarak iklim değişikliğini ve çevre kirliliğini kamuoyunda daha görünür hale getirmeyi amaçlıyor ve dünyanın dört bir yanında yürütülen faaliyetler ve kampanyalarla küresel bir seferberlik yaratıyor. 

Bu fikir ilk olarak ABD’li barış aktivisti John McConnell tarafından 1969’da San Fransisco’da düzenlenen UNESCO Dünya Konferansı'nda önerildi. John McConnell’in bu öneriyi getirmesine neden olan olay, 28 Ocak 1968’de Kaliforniya eyaletinin Santa Barbara kıyısı açıklarındaki bir petrol kuyusunda meydana gelen patlama nedeniyle 10 gün boyunca 100 bin varil petrolün toprağa ve denize sızmasıydı. Bu sızıntı, binlerce kuşun ve deniz canlısının ölümüne yol açarak tarihin en büyük çevre felaketlerinden birine dönüşmüştü. 

Dünya Günü, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğinin desteği ve tanınmış çevreci Denis Hayes'in organizatörlüğünde ABD’de ilk kez 22 Nisan 1970’de kutlandı ve bu etkinliğe 20 milyonu aşkın kişi katıldı. Bu etkinlik sayesinde ABD’de ‘Temiz Hava Yasası’ ve ‘Temiz Su Yasaları’ hazırlandı. 1990’dan itibaren ise Dünya Günü, ABD’yi aşan ve küresel düzeyde kutlanan bir gün haline geldi. 

Dünya Günü’nün kutlandığı 22 Nisan 2016’da iklim değişikliğine karşı verilen mücadelenin dönüm noktası olarak kabul edilen Paris İklim Anlaşması, Paris’te yapılan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP21) imzalandı. Halen bir referans noktası olan Paris İklim Anlaşması, 200’e yakın ülkeyi iklim değişikliğiyle mücadelede bir araya getiriyor ve küresel sıcaklık artışının, sanayi öncesi dönemdekine kıyasla 2 derecenin altında tutulmasını, tercihen 1.5 derecenin hedeflenmesini öngörüyor. Karbon emisyonu en yüksek ikinci ülke olan ABD, Donald Trump döneminde Kasım 2020’de anlaşmadan resmen çekilmiş, Joe Biden yönetiminin ilk icraatlarından biri ise anlaşmaya geri dönmek olmuştu. 

Her yıl başka bir temayla yapılan Dünya Günü kutlamaları aslında tek bir günü değil, tüm haftayı kapsayacak şekilde çok sayıda konferans, çalıştay, toplantı, konser ve kampanyalarla sürüyor. 2020’deki kutlamalara 100 milyondan fazla insan katıldı ve tarihe küresel ölçekte en geniş katılımlı online seferberlik olarak geçti. 2021’de de yüksek katılım bekleniyor. Teması ‘Dünyayı İyileştir’ olarak belirlenen ve 20-22 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilen bu yıl etkinliklerinin programında küresel gençlik zirvesi, çocuklar için çok dilli bir sanal eğitim zirvesi, internetten canlı yayınlanacak toplantılar ve performanslar gibi faaliyetler bulunuyor.

Bu yılın bir özelliği de Joe Biden’in 40 dünya liderini davet ettiği İklim İçin Liderler Zirvesi için Dünya Günü’nü seçmiş olması. 22-23 Nisan tarihlerindeki iklim zirvesi, Kasım’da Glasgow'da toplanacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26) öncesi, önemli bir kilometre taşı olarak görülüyor. Türkiye, zirveye davet edilen ancak Paris Anlaşması’nı imzalamayan tek ülke. Zirve internetten canlı yayınlanacak ve şu temaları kapsayacak: fosil yakıtların azaltılması için atılabilecek küresel adımlar, iklim değişikliğiyle daha güçlü mücadelenin aciliyeti ve ekonomik faydaları, dünyanın önde gelen ekonomilerinin küresel ısınmayı 1.5 derecede tutmak için çabalarını arttırmaları, iklim hedeflerinin yüksek tutulmasının yeni ve yüksek ücretli işlerin ve yenilikçi teknolojilerin ortaya çıkmasına ve daha kırılgan ülkelerin değişen iklim koşullarına daha iyi uyum sağlamasına nasıl katkı sağlayacağı, insanların hayatlarını ve yaşam kaynaklarını iklim değişikliğinin etkilerinden korumak için kapasitenin nasıl arttırılacağı, iklim değişikliğinin yol açtığı küresel güvenlik sorunları ve 2050’ye dek net sıfır emisyona ulaşmak için doğaya dayalı çözümlere öncelik verilmesi. 

Bu zirveyle ayrıca ABD’nin liderlik ettiği ve küresel emisyonların %80’ine yol açan 17 ülkenin buluştuğu Enerji ve İklim Alanında Büyük Ekonomiler Forumu tekrar bir araya gelecek. Gerçekten de küresel sera gazı emisyonunda büyük bir dengesizlik göze çarpıyor. 2020 verilerine göre kömür, doğalgaz, benzin ve diğer fosil yakıtların kullanımıyla ve aynı zamanda endüstriyel ve geri dönüştürülemeyen atıkların yakılmasıyla oluşan toplam emisyonların %28’i Çin’den, % 15’i ABD’den, %7’si Hindistan’dan, %5’i Rusya’dan kaynaklanıyor. Listede aşağıya doğru gittiğimizde %3 ile Japonya, her biri %2 ile Almanya, İran, Suudi Arabistan, Güney Kore, Endonezya ve Kanada yer alıyor. Türkiye ise küresel emisyonun %1’ine yol açarak Brezilya, Güney Afrika, Birleşik Krallık, Meksika ve Avustralya ile aynı dilimde yer alıyor. İklim değişikliğinin en fazla etkilediği ülkelere baktığımızda ise bambaşka bir tablo karşımıza çıkıyor. Küresel İklim Riski Endeksinin 2021 verilerine göre son 10 yılda iklim krizinden en çok etkilenen ülkeler Porto Riko, Myanmar, Haiti, Filipinler, Mozambik, Bahamalar, Bangladeş, Pakistan, Tayland ve Nepal. Sel, fırtına, sıcak dalgaları, yangınlar gibi aşırı hava olaylarının yanı sıra kuraklık ve çölleşme gibi uzun süreli etkilere bakarak yapılan analizlere göre en kötü etkilerin görüldüğü 10 ülkeden 8’i düşük gelir seviyesine sahip insanların yaşadığı ülkeler ve bu ülkelerin yarısı en az gelişmiş ülke kategorisine giriyor. Kısacası iklim krizi, küresel eşitsizlikleri iyice derinleştiriyor ve hatta bir hayat memat meselesine dönüştürüyor. 

Emisyonda başı çeken iki ülke olan ABD ve Çin’in temsilcileri 15-16 Nisan’da bir araya gelerek görüştüler ve yaptıkları yazılı açıklamada iklim krizini durdurmak için ikili işbirliğinin yanı sıra diğer ülkelerle küresel çapta işbirliği yapmaya hazır olduklarını belirttiler. Ayrıca kısa ve uzun vadeli stratejilerle sıfır net emisyona ulaşmayı taahhüt ettiler. İklim değişikliğiyle mücadele için tüm bu çabalar ümit vaat ediyor; ancak daha sürdürülebilir bir dünya için bu iradenin somut politikalar ve köklü değişimlerle devam etmesi gerekiyor. Önümüzde duran sorunun vahametini anlamak için Ömer Madra’nın yakınlarda dikkati çektiği şu bilgi yeterli olacaktır: bir yıldır salgın nedeniyle ulaşımın yol açtığı emisyonların düşmesine rağmen atmosferdeki karbon yoğunluğu 2021’de rekor kırarak 3,6 milyon yıldır görülmemiş bir seviyeye çıktı. Bu rekorlara artık bir son vermek ve karar alıcılara baskıyı arttırmak gerekiyor. 

Kaynak: https://acikradyo.com.tr/makale-yorum-analiz/22-nisan-dunya-gunu-ve-iklim-icin-liderler-zirvesi


Dünyaya üniversiteli desteği: Yeşil Kampüs

İklim değişikliğiyle mücadele için harekete geçen Altınbaş ve Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, işe kendi kampüslerinden başladı.

İklim değişikliğiyle mücadele için harekete geçen Altınbaş ve Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, işe kendi kampüslerinden başladı. Yeşil Kampüs Yarışması'nı kazanan ekipler, çalışmanın yaklaşık 7.8 milyon üniversiteliye örnek olmasını ve benzeri faaliyetlerin tüm ülkeye yayılmasını hedefliyor.

Birleşik Krallık'ın kültürel ilişkiler ve eğitim fırsatlarından sorumlu uluslararası kuruluşu British Council Türkiye, 1-12 Kasım 2021 tarihleri arasında Glasgow'da yapılacak COP26 Küresel İklim Değişikliği Zirvesi öncesi lisansyüksek lisans veya doktora eğitimlerini Birleşik Krallık'taki üniversitelerde tamamlamış mezunlara yönelik fon programı düzenledi. Kazanan projelerin maddi olarak desteklenmesini öngören yarışmanın hedeflerinden biri 18-35 yaş arası gençlerin küresel iklim değişikliğiyle mücadelenin aktörü haline getirilmesini sağlayacak projeler üretilmesi olarak belirlendi.

ÜNİVERSİTE BAHÇELERİNE YEŞİL MÜDAHALE

Altınbaş Üniversitesi Öğretim Görevlisi Esra Kaliber'in geliştirdiği Yeşil Kampüs Projesi de yarışmada desteklenmeye değer çalışmalar arasında yer aldı. Üniversite öğrencilerini küresel iklim değişikliğiyle mücadelenin gönüllüleri ve aktörleri, üniversiteleri de bu tür faaliyetlerin yürütüldüğü önemli alanlar haline getirmeyi hedefleyen Yeşil Kampüs Projesi kapsamında üniversite öğrencilerine yönelik bir yarışma açıldı.

ALTINBAŞLI VE BOĞAZİÇİLİ GENÇLER KAZANDI

Altınbaş Üniversitesi Enerji ve Çevre Araştırmaları Merkezi (EÇAM) çatısı altında yürütülen ve 18-25 yaş aralığındaki üniversite lisans ve yüksek lisans öğrencilerine yönelik yarışmaya 7 farklı üniversiteden öğrenci ekipleri katıldı. Projelerin sürdürülebilir kampüs hayatı için yaratıcı ve uygulanabilir fikirler barındırıp barındırmadığı dikkate alındı. İklim değişikliği sorununu gündemde tutacak yaratıcı kampanyalar içermesi de projelerde aranan bir diğer kriter oldu. Yarışmanın birinciliğini, Altınbaş Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi ekipleri paylaştı.

DANIŞMANLARI İNGİLİZ AKADEMİSYENLER

Her iki öğrenci grubu da, projelerini uygulamak için İngiltere'deki üniversitelerde bulunan uzmanlardan danışmanlık desteği aldı.  EÇAM Araştırma Ekibinden Yeşil Kampüs Yarışması Koordinatörü Esra Kaliber, "Projelerin İngiltere'deki danışman kuruluşu Üniversiteler Arası Çevre Birliği (The Environmental Association for Universities and Colleges (EAUC)). Bu kuruluş Britanya'da 1996 yılından beri sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği konusunda çalışmak üzere 300'den fazla üniversite ve eğitim kuruluşunu bir araya getiren, araştırmalar ve çalışmalar yapan bir birlik. Yeşil Kampüs projeleri için iki üniversiteden sürdürülebilirlik uzmanları danışman olarak atandı ve çalışmalarımızı onlarla irtibat halinde sürdürüyoruz. Bu isimler University of Warwick'den David Chapman ve Glasgow Caledonian University'den Paulo Cruz" diye konuştu.

ÖĞRENCİLERİ HAREKETE GEÇİRECEK

Esra Kaliber, Türkiye'de çevre konularında aktivizmin ön saflarında yüksek öğrenim mezunları, özellikle de akademisyenler bulunsa da henüz üniversitelerin bu aktivizmin merkezinde yer almadığına dikkat çekti. Üniversite öğrencilerinin faaliyetlere katılımlarının çoğunlukla öğrenci kulüpleri ile sınırlı kaldığına dikkat çeken Kaliber "Yeşil Kampüs ile lisans ve yüksek lisans düzeyindeki öğrencileri harekete geçirip bu durumu değiştirmeyi amaçladık" şeklinde konuştu.

YEŞİL ADIMLAR KAMPÜSTEN BAŞLAYACAK

Türkiye'de lisans programlarında 7.5 milyon, yüksek lisans programlarında ise 300 bin öğrenci bulunduğunu hatırlatan Kaliber sözlerine şöyle devam etti:

"Yeşil Kampüs projesi üniversite öğrencilerini eylemleriyle değişime yol açmaları yönünde teşvik etmeyi amaçlıyor. Şimdi öğrenciler bu işe kendi çevrelerinden başlayacak. Öncelikle kampüslerini, daha yeşil, çevre dostu ve sürdürülebilir hale getirmeye çalışacaklar" diye konuştu. Ödül kazanan öğrenciler iklim değişikliğinin yol açtığı sorunlar, geri dönüşüm, su sıkıntısı, enerji tasarrufu, yeşil enerji gibi konularda kampanyalar yürütüyor, posterler ve videolar hazırlayıp yayınlıyor."

Altınbaş Üniversitesi öğrencilerinin Yeşil Kampüs Projesi önerileri ise şöyle:

"Öğrenciler arasında geri dönüşüm ve iklim değişikliği farkındalığı kampanyası,  Kampüste kağıt bardak yerine termos bardak kullanımının yaygınlaştırılması, Kampüs binalarında dikey yeşillendirme uygulanması, Kampüse gidiş gelişleri sağlayan servis hizmetinin elektrikli araçlarla verilmesi, Mahmutbey Kampüsü'nün yüksek çalılarla çevrelenmesi ve ağaçlandırma, Elektronik atıkların eğitim amacıyla yeniden kullanılması"

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin Yeşil Kampüs Projesi Önerileri de şöyle:

"Kampüse, ambalajlara karşılık nakit veya ulaşım kartına kredi ödeyen makineler yerleştirilmesi, Kampüsler arasında ulaşım için bisiklet kullanımının yaygınlaştırılması, Öğrenciler arasında geri dönüşüm eğitimi ve kampanyası yürütülmesi, Kampüste öğrencilerin eski eşyalarını takas edecekleri bir mağaza açılması"

Kaynak: https://www.haberler.com/dunyaya-universiteli-destegi-yesil-kampus-14116485-haberi/


Yeşil kampüs önerileri birincilik getirdi

British Council Türkiye, 1-12 Kasım 2021 tarihleri arasında Glasgow’da yapılacak COP26 Küresel İklim Değişikliği Zirvesi öncesi eğitimlerini İngiltere’deki üniversitelerde tamamlamış kişilere yönelik bir yarışma düzenledi.

Altınbaş Üniversitesi Öğretim Görevlisi Esra Kaliber’in geliştirdiği Yeşil Kampüs Projesi de yarışmada desteklenmeye değer görüldü. Proje kapsamında yapılan yarışmanın birinciliğini, Altınbaş ve Boğaziçi üniversiteleri ekipleri paylaştı.

Altınbaş Üniversitesi öğrencilerinin Yeşil Kampüs Projesi ile ilgili önerileri şöyle:

Öğrenciler arasında geri dönüşüm ve iklim değişikliği farkındalığı kampanyası.

Kampüste kâğıt bardak yerine termos bardak kullanımının yaygınlaştırılması.

Kampüs binalarında dikey yeşillendirme uygulanması.

Kampüse gidiş gelişleri sağlayan servis hizmetinin elektrikli araçlarla verilmesi.

Mahmutbey Kampüsü’nün yüksek çalılarla çevrelenmesi ve ağaçlandırılması.

Elektronik atıkların eğitim amacıyla yeniden kullanılması.

Atığı getirene ücretsiz ulaşım

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin önerileri arasında ise şunlar yer alıyor: 

Kampüse, ambalajlara karşılık nakit veya ulaşım kartına kredi ödeyen makineler yerleştirilmesi.

Kampüsler arasında ulaşım için bisiklet kullanımının yaygınlaştırılması.

Öğrenciler arasında geri dönüşüm eğitimi ve kampanyası yürütülmesi.

Kampüste öğrencilerin eski eşyalarını takas edecekleri bir mağaza açılması.

Kaynak: https://www.milliyet.com.tr/egitim/yesil-kampus-onerileri-birincilik-getirdi-6501900